Tasarruf Nedir ve Nasıl Yapılır?

Tasarruf Nedir ve Nasıl Yapılır?
31 Temmuz 2016 tarihinde eklendi, 908 kez okundu.

Tasarruf nedir nasıl yapılır? Tasarruf, tüketmek zorunda olduğunuz her şeyi ihtiyacınız kadar kullanma iradesidir. Bu iradeyle birlikte israfa dönüşecek fazladan kullanımı tercih etmemek de diyebiliriz tasarruf için… Paranızı, suyunuzu ve kendi enerjinizi boşa harcamamak bile bu düşünceye dahil edilebilir.

Paranızı çalıştırmaya başladıktan sonra o sizin çok iyi arkadaşınız olacaktır. Artık parmağınızı kaldırmadan paranız cebinize ek para koymaya başlar. Yüzde 5 faizli bir mevduat hesabına 500 Dolar yatırdınız diyelim. Bir yıl sonra tek bir ot biçmeden veya araba yıkamadan 25 Dolar kazanırsınız. Bu parayı sizin paranız kazanmıştır. 25 Dolar ilk bakışta göze fazla gelmeyebilir. Ancak 500 Dolar’ı on yıl boyunca yatırırsanız yüzde 5 bileşik faizle onuncu yılın sonunda 6.603.39 Dolar’ınız olur. Bunun 5.000 Dolar’ı sizin yatırdığınız para, 1.603.39 Doları ise paranızın kazandığı paradır.

500 Dolar banka yerine hisse senedine yatırırsanız, siz kendi hayatınızı yaşarken paranızın size daha büyük kıyak yapma şansı doğar. Hisse senetlerine yatıdığınız para, ortalama olarak yedi veya sekiz yılda ikiye katlanacaktır. Akıllı yatırımcıların çoğu, bunu bilir. Onlar, gelecekleri için kendi çalışmaları (iş) kadar sermayelerinin (para) de önemli olduğunu anlamıştır.

Tasarruf nedir denilince Warren Buffett ismini not edin!

Şu anda Amerika’nın ikinci zengini olan Warren Buffett, parasını biriktirip hisse senetlerine yatırarak bu noktaya gelmiştir. Başlangıçta o da birçok çocuğun yaptığı gibi gazete dağıtmıştır. Biriktirebildiği her kuruşu biriktirmiş ve daha çok küçükken paranın gelecekteki değerini farketmiştir. Ona göre mağazada gördüğü 400 Dolarlık bir TV, 400 Dolarlık bir alışveriş anlamına gelmiyordu. O 400 Dolar’ı harcamak yerine yatırıma yöneltse yirmi yıl sonra ne kadar edeceğini düşünürdü. Bu düşünme tarzı, onu ihtiyacı olmayan şeylere para harcamaktan alıkoyardı. Yaptığı şey aslında bi yandan da israf nedir sorusunun tanımıyla ilgiliydi. İsraf olanı tanımla ve engelle!

Yeteri kadar erken birikime ve yatırıma başlarsanız paranızın sizi geçindireceği noktaya gelebilirsiniz. Bu, bir teşekkür mektubu yazmanıza ya da yaş günlerinde ziyarete gitmenize bile gerek olmadan zengin bir amca veya halanızın ihtiyaçlarınız için gereken parayı size göndermesine benzer. Çoğu insanın istediği yere gidip istediğini yaparken paralarının çalışmaya devam edebileceği bir mali bağımsızlık şansına sahip olma umudu, işte budur. Ancak siz para biriktirip yatırım yapma ve küçük yaşlardan itibaren her ay kenara belli bir para ayırma alışkanlığı kazanana kadar asla böyle bir şansınız olmayacaktır.

Ücretinizin bir bölümünü tasarruf ve yatırıma ayırdığınızda, A+ hakedersiniz. Tamamını harcadığınızda, hakkınız C’dir. Kredi kartınızın borçlarını ödemek için çabalayıp durduğunuzda ise F’liksiniz demektir. Bu durumda başka birine, genellikle de bir kredi kartı şirketine faiz ödüyorsunuzdur. Yani paranız sizin için para kazanacağına, şirketin parası sizin üzerinizden para kazanıyordur. Sears’ten Shell”e ve kredi kartlarını destekleyen bankalara kadar bütün şirketler, sizin kartla bir şeyler almanızdan ve faturanın tamamını ödememenizden son derece hoşnut olurlar. Kendi paralarıyla sizin faturanızı öderler. Dolayısıyla siz öyle görmeseniz de o şirketlerden borç almış olursunuz.  Faturanızın ödemediğiniz kısmına yüksek bir faiz işletirler. Yani borsadan bile kazanamayacakları kadar yüksek bir getiriyi sizin cebinizden kazanırlar. Başka bir deyişle kredi kartı şirketine göre siz, borsadan bile daha iyi bir yatırımsınızdır.

Yüzde 18 faizli bir kredi kartıyla 400 Dolarlık bir televizyon aldığınızda bu borç için 72 Dolar fazladan ödemiş olursunuz. Her ay ödemeniz gereken minimum miktarı ödeyip borcu vadeye yaydığınızda 400 Dolarlık televizyonun size maliyeti 800 Doları bulur. Milyonlarca kredi kartı sahibi bu gerçeği görmedikleri için Amerika’da bankaların kredi kartı alacakları 340 milyar Dolar’ı bulmaktadır. 1995 yılında bile kredi kartları nedeniyle bankalara ödenen faiz miktarı 45 milyar Dolar’a ulaşmıştır. İnsanlar ellerinde nakit olmadan aldıkları şeyler için 1995 yılında fazladan 45 milyar Dolar ödemektedir.

Bu anlık bir memnuniyettir. Alışveriş yapanlar bunun için yüksek bir fiyat ödemektedir. Reklamları izleyerek alacakları televizyonu birkaç Dolar daha ucuza getirmek için dükkan dükkan dolaşırlar, sonra da kredi kartıyla alıp birkaç yüz Dolar zarara girerler. Hiç üzerinde düşünmeden böyle yaparlar.

Eski zamanlarda, bundan 45 yıl önce, henüz Diner’s Club ilk kredi kartını piyasaya sürmemişken insanlar bir şey almak için ellerinde nakit para olmasını beklerlerdi. Aslında zorunlu bir davranıştı belki ama tasarruf nedir sorusunun anlamı dediğimizde iyi bir örnektir. Televizyon, çeşitli aletler, mobilya almak, tatile çıkmak ve bunun gibi şeyleri gerçekleştirmek için para biriktirirlerdi. İstediklerini alacak parayı biriktirmek için bazen 6 ay, bazen 9 ay, bazen birkaç yıl boyunca beklemeleri gerekirdi ama bu sayede faiz ödemek zorunda kalmazlardı.

İnanmayabilirsiniz ama anlık memnuniyeti unutup, bu söylediğimiz yolla yapılacak alışveriş, genellikle daha zevklidir. Televizyon için para biriktirirken salonunuzda oturup bir televizyona sahip olmanın ne kadar eğlenceli olduğundan bahsedebilirsiniz. Televizyon, çamaşır makinesi veya yeni bir takım elbiseyi hayal etmek bile eğlendiricidir.

İnsanlar çok çalışarak bazı fedakarlıklarda bulunup bir şeyi bir kerede ödeyip aldıkları zaman bundan gurur duyarlar. Bankalara borçlu olmak insanı sinirlendirir. Evlerinin borcunu bitirdiklerinde tüm komşularını davet ettikleri bir parti verip bunu birlikte kutlarlar. 1960’lara kadar Amerikalılar’da kredi kartı kullanma alışkanlığı yoktu. 1980’lere kadar da ortalama hane halkı ev borcu, otomobil kredisi, ipotek borcu ve kredi kartı borcu gibi borçlara esir değildi.

İşte birçok hane halkının kendisini içine soktuğu bu durum, tam F’liktir. Kendi paraları bankada veya borsada onlara para kazandıracak yerde, bankanın parası onların üzerinden para kazanmaktadır. Bir yılda faiz için binlerce değilse bile yüzlerce Dolar ödemektedirler. Değeri sürekli artan bir ev almak için faiz ödemeye itirazımız yok ama otomobil için, giyecek, televizyon ve çeşitli alet-edevat gibi kullanıldıkça değeri azalan şeyler için faiz ödemek anlamsız.

Borç, tasarrufun tersidir. Borcunuz arttıkça durumunuz kötüleşir. Bunu ülkenin her tarafında ödemelerini yetiştirmeye çalışan ailelerde gördüğümüz gibi, 5 trilyon Dolar gibi şu anda ödenmesi imkansız bir borç batağına batmış olan devlette de görüyoruz. Şu anda vergi için alınan her Dolar’ın 15 centi, gün be gün büyümekte olan bu borcun sadece faizine gidiyor. Borcun büyümesine izin veriliyor çünkü hükümet topladığından fazlasını harcıyor. Aradaki farkı da kişilerden, çeşitli fonlardan, bankalardan, yabancı hükümetlerden yani vermek isteyen herkesten borç olarak alıyor. Bütçeyi denkleştirmek ve borcu azaltmak konusunda birçok şey duyuyoruz ama yine de her yıl eski borcun üzerine bir 100 milyar, 200 milyar, 300 milyar Dolar daha ekliyoruz.

Geçen yıl kredi kartıyla 1.000 Dolarlık, bu yıl da ayni kredi kartıyla 900 Dolarlık harcama yaptığınızı varsayalım. Amerika’da Washington dışında her yerde, geçen yıl 1.000 Dolar olan borcunuz bu yıl 1.900 Dolar’a çıktığı için, borcunuzun 900 Dolar arttığı söylenir. Ama Washington’da meseleye böyle bakılmaz. Orada size geçen yıl 1.000 Dolarlık harcama yaparken bu yıl sadece 900 Dolar harcadığınız için borcunuzun 100 Dolar azaldığını söyleyeceklerdir.

Borç giderek büyürken hükümetin borcu azaltmakta övünmesinin nedeni budur. Bu yıl, borç stoğuna mesela 200 milyar Dolar daha eklenmesine rağmen bunun adı “azalma”dır, çünkü geçen yıl borç stoğuna 250 milyar Dolar eklenmiştir. Aslında bu azalma değildir, çocuklarımızın ve onların çocuklarının bir gün ödemesi gereken miktar, 200 milyar Dolar daha artmıştır. Bu borç, hükümetin kredi kartı kullanmaktan vazgeçip vergi olarak topladığı kadar harcama yapmaya başladığı ana kadar artmaya devam edecektir. Şu anda hükümetin notu F-‘dir ve bizlerin ne yapmaması gerektiğine ilişkin iyi bir örnektir.

Eskiden Amerika bir tasarruf ülkesiydi. Her gelir düzeyinden insanlar, mümkün olduğunca çok parayı bir kenara ayırıp genellikle yerel bankalardaki mevduat hesaplarında biriktirirlerdi. Bu para oradaki faizle para kazanarak büyümeye devam eder ve sonuçta bir şey almak, evin peşinatını ödemek veya acil durumda kullanılmak üzere çekilirdi. Bu arada banka da insanların tasarruflarını ev almak isteyenlere, inşaatçılara ve çeşitli yerlere borç verirdi.

Yüksek bir tasarruf oranı olan ülkeler yollar, telefon hatları, fabrikalar ve şirketlerin daha ucuz ve iyi ürünler üretmelerini sağlayacak son icatlara para ayırabilir. Japonya, bunun örneğidir. Japonya, II. Dünya Savaşı’nda neredeyse tamamen tahrip olmuştu ama toparlanıp büyük bir ekonomik güç haline geldi. Japonlar plastik oyuncaklar ve diğer küçük eşyalar üretmeye başladılar. O zaman “made in Japan”, gülünecek bir damgaydı. Ama kısa süre içinde Amerika’da yollarda dolaşan arabaların üçte biri Japon arabası, evlerde izlenen televizyonların üçte ikisi Japon televizyonu haline geldi. Artık “made in Japan”, ileri teknoloji ve iyi kalite demek.

Japonya, yüksek tasarruf oranı sayesinde sanayisini sanayisini geliştirdi ve şehirlerini yeniden imar etti. Bugün de Japonya bir tasarruf ülkesidir. ABD, bu alanda çok geridedir, çünkü ABD eskiden olduğu gibi tasarruf yapmamaktadır.  ABD yıllık gelirinin yüzde 4’ünü bir kenara koyarken, Japonya, Almanya, Hindistan, Tayvan, Çin ve birçok başka ülke yüzde 10, yüzde 20 hatta daha fazla tasarruf yapıyor. ABD, kredi kartlarında ve istedikleri ama paralarının yetmediği şeyi borçlanarak hemen alma konusunda dünya birincisidir.

Tasarruf nedir? sorusuna cevap vermeye çalıştığım bu yazımda hem mikro hem de makro ölçüde ne anlama gelebileceğini anlatmaya çalıştım. Bu doğrultuda geleceğiniz için yapabildiğiniz kadar tasarruf etmek için çaba harcayın! Bu hem size hem de ülkenize yararlı olacaktır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git